
PITIR NASIL BİR İNSAN OLSUN?
Pıtır doğduğu zaman biz de ister istemez nasıl bir insan olmasını istediğimizi düşünür olduk. Nasıl bir eğitim vermeliyiz, hangi yeteneklerini geliştirmeliyiz, nasıl bir insan oluşturmalıyız gibi..
Yaratıcı, sanat dostu olsun, hayvanları sevsin, akıllı olsun, derslerinde başarılı olsun, bizi üzmesin, spor sevsin, resim yapsın, dünyayı gezsin; vizyonu olsun, kavgacı olmasın; empatik olsun, e sempatik de olsun, dil bilsin; kültürel farklılıklara uyum sağlayabilsin, kitap okusun, tartışabilsin, kendine güvenli olsun, kendini ezdirmesin, sosyal olsun, insanlar onu sevsin. E bizim sülalede vardır bir star/sahne hayranlığı dolayısıyla müzik aleti çalsın, şarkı söyleyebilsin, dans edebilir, belki de tiyatro olabilir. Kendini düzgün ifade etsin, düşünebilsin, kararlı olsun, yalan söylemesin vs…
Bir önceki yazımda söylediğim dikilemeyen söküklerden biri daha.. Yok ama ben bunu diktiğimi düşünüyorum.. Teorik olarak! Pratikte minik minik ilerliyoruz bakalım ne çıkacak. Hemen anlatiyim;
Tamam olsun olsun da ‘peki bunları biz nasıl yapacağız’ da insanı şööyle bir delirten sorulardan biri oluyor düşünmeye başladıkça.. Hiç sizi düşündürmeden söyleyeyim, zira ben çok düşündüm.. Bunlar öyle siz istediniz diye olmaz.. Bir kısmı olur, bir kısmı olmaz.. Belki hepsi olur, belki de hic biri..
Sade düşünmek lazım. Özellikle çocuk yetiştirme olayında. Karmaşaya gerek yok. Yok eğer diyorsanız ki ben girerim detaya karmaşaya, eh Allah kolaylık versin o zaman şimdiden ne diyim. Bu şekilde sizin sadece mesaj veren, sıkıcı, söylediği ve yaptığı bir olmayan ebeveynler olarak devam edeceğinizi, çocuğunuzun da kafası karışık, herşeyi doğru yapmaya çalışan (ama tabi ki yeterli olamayan) bir birey olma yolunda ilerliyor olacağını söyleyebilirim.. Yorulursunuz, yapmayın. Çocuğunuza ‘mükemmel ol!’ mesajını vermeyin, yazık ona. –ki bu mesajlar konusunu psikolog kimliğimi daha ön plana çıkartarak başka bir yazımda dile getireceğim.
Ben dedim ki; ben bunların hepsine yetişemem.. Bana da yazık, ona da.. İyisi mi öyle iki-üç özellik seçeyim ki sadece bunlar için uğraşalım ve sonuçta düzgün bir birey yaratalım. Bir kere bu özellikler detay olmasın. Daha genel, daha soyut özellikler olsun. Sınırı böyle çizelim. O sınırlar içinde Pıtır şahsiyeti kendi kendine özgürce takılsın.. Ama biraz hinlik de yapalım. Alaaddin’in cininden sonsuz dilek hakkı istemek gibi de bisey olsun yani. Secilen bir özellik başka diğer şeyleri de getirsin.. Eh olsun o kadar üçkağıt.. Herşey Pıtır için.
Ne olsun, ne olsun...
Sonuç;
1) Sorumluluk sahibi olsun
2) Sevmeyi bilen biri olsun
3) İyi bir ahlakı olsun (‘doğru/samimi’ bir insan olsun yani)
Bu kadar!
Bir düşünün, olmuyor mu? Bence oluyor. Bu 3 özelliğe sahip olan insanlar mutlu oluyorlar. Aa bu arada şimdiden söyliyim; bizim amacımız Pıtır’ın mutlu bir insan olması, mutlu bir hayat yaşaması. Farklı amaçlara sahipseniz bu özellikler tam olarak yeterli olmayabilir.
Şimdi, bir insan sorumluluk sahibiyse eğer, kendi sorumluluğunu da, hatalarının sorumluluğunu da, işinin sorumluluğunu da, rollerinin sorumluluğunu da, kendi hayatının sorumluluğunu da alır. Başkasına sırt dayamaz, kendi ayaklarının üzerinde durabilir. Hayatının zaman çizgisi üzerinden ilerlersek, odasını toplar, ödevini yapar, öğrenme hevesiyle yaşar, kendine/sağlığına bakar, arkasının toplanmasına gerek kalmadan kendi başına yürür gider istediği yönde. A bu arada Pıtır’a hala yapıp bozduğı puzzle parçalarını kutusuna tekrar koydurmayı başaramadım, o ayrı. Azimliyim elbet başaracağım. Tüm bu kocaman sonuçları almak için ne yapmak gerekiyor peki? O puzzle parçaları o kutuya girecek. Kısa bir süre sonra girecek.. Başka yolu yok. Sabır yani..
Sevmeyi beceremeyen insandan korkacaksın. Elbette onların da sahip olduğu bir dolu avantaj var bu hayatta ama amacımız neydi? Mutlu olmak. Çocuğa sevmeyi öğretmek gerek. Öncelikle kendini sevmeyi. Sonra diğer insanları, hayvanları, hayatı da sevecek. Gerçekten sevsin ki, gerçekten sevilebilsin. Ama bir duyguyu gerçekten yaşayabilmek için onun iki ucunu da hissedebilmek gerektiğini düşünürüm ben. Birinin neleri sevdiğini bulabilmesi için neleri sevmediğini de anlaması lazım. Sonuçta herşeyi seven, dünyadan bihaber sevgi böcekleri yetiştirmek değil amacımız. Biraz da gerçekçi olması lazım bu sevgi olayının. Bazı şeyleri, bazı insanları, bazı davranışları, bazı aktiviteleri, bazı yiyecekleri sevmeyecek ki, sevdikleri daha da belirginleşsin. Çocuk sevdiği şeyleri gerçekten ayırdedebilsin ki, hayatına onları doldurarak ilerleyebilsin, mutlu olsun. Kendisini sevsin ki, kendine güvensin. Kendine güvensin ki hata yapmaktan korkmasın, denesin, bozsun, sonra tekrar denesin; yaratıcılığını ortaya çıkartsın bu şekilde. Ve böylece yaratsın, birşeyler oluştursun, birşeyler YAPSIN. Bu maddede fena değiliz gibi geliyor şimdilik. Pıtır yağmur yağınca bahçeye çıkan salyangozları üçer üçer biraraya getirip minik salyangoz aileleri oluşturuyor. Salyangozları, aileyi, evini, hamur oynamayı, ıspanağı seviyor. Bazı insanları, et yemeyi, pantolon giymeyi sevmiyor ve biz ona ‘çok ayıp’ demiyoruz.
Ahlak deyince farklı farklı şeyler çağrışıyor aslında. Ben ahlaklı derken doğru, dürüst bir insan olsun, iyi bir insan olsun demek istiyorum aslında. Ne biliyim yalanla dolanla işini halletmesin, samimiyetsiz bir şekilde davranıp insanları uyuz etmesin isterim. Samimi olsun, içi dışı bir olsun. Bir arkadaşımın annesi ona "yalan söyleyince ağzın kokuyor" dermiş. Bu şekilde almış önlemini. Pıtır da bu aralar Pinokyo masalına sardı, durup durup onu okutuyor, anlattırıyor ve hafiften bir kaygı hakim sanki yalan söylemesi durumunda burnunun uzayacağına yönelik. Ben bunu istemiyorum. Bişeylerden korktuğu için yalan söylemekten kaçınmamalı insan. Katlanacağı şey ne olursa olsun doğru konuşmayı tercih etmesini isterim. Bu konuyu daha pek düşünemedim çünkü bu yaşlarda yalan olmuyor derkennn geçen gün ilk defa bir üçkağıdına rastladık Pıtır’ın. Zekids oyunlarından birini Pıtır’la oynuyormuş Annanesi (eh biraz da reklam yapalım; oyunun ismi Batawaf). Büyük küçük kavramını, sayıları öğreten bir oyun. Kural çok basit. Aynı anda kartlar açılır, büyük sayılı kart küçük sayılı kartı yer. Bu şekilde en çok kart kazanan oyuncu oyunu kazanır. Bizimki Annanesi içerdeyken ‘oyunu hazırladım hadi oynayalım’ demiş. Annane de gitmiş başlamışlar oynamaya. Tahmin edersiniz ki sürekli büyük sayılı kartlar Pıtır’da.. Meğer tüm kartları ayırmış, büyükleri kendine, küçükleri annanesine vermiş. İnanamadım! Oysa ki benim sadece üç özelliğim vardı ona aşılamak istediğim! Ama Pıtır daha 3 yaşındayken baya hile yapmış! Allahtan Annane son derece sağduyulu bir kadın olarak çok doğru davranmış. Hiç görmezden gelmemiş olayı. Hiç sert olmayan bir tavırla ‘aaaaa sen bütün büyük kartları almışsıın, seni gidiiii’ falan deyip o oyunu kesmiş, kartları tekrar karıştıralım deyip yeni baştan başlamış oynamaya.. Bence doğru bir hareket. Ben de böyle yapardım heralde. Görmezden gelmemek, ama korkutmamak gerek. Yoksa çocuğun yalana doğru gitmesi çok kolay.
İşte böyle.. Bizim Pıtır’a kazandırmak istediğimiz üç madde bu! Bilmem eksiği gediği var mıdır. Ama üç hak vardır biliyorsunuz. Issız adada da yanınıza üç şey alabilirsiniz, lamba cini de üç dilek hakkı verir. Çok abartmamak lazım yani – bence.

©2009 Zekids. Tüm hakları saklıdır.